Basında Biz

Kurucu avukatımız Avukat Zafer Kaçar, CemTV’de dolandırıcılık suçu ve tüketici haklarının konu edildiği Ortak Payda programında Aslı Kahveci’nin konuğu olmuştur.

📌Türk Ceza Kanununun 157. Maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçu ve cezası şöyle düzenlenmiştir:
Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.

Dolandırıcılık suçu mağduru olan kişi karakola veya savcılığa suç duyurusunda bulunarak şikâyetçi olabilir. Soruşturma sonunda yeterli şüphe elde edilirse Cumhuriyet savcısı tarafından kamu davası açılacaktır.

Dolandırıcılık suçunun basit hali uzlaştırmaya tabidir. Basit dolandırıcılıkta uzlaştırmadan sonuç alınamaz ise kamu davası açılır ve yargılamaya devam olunur. Nitelikli dolandırıcılık suçunda ise uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.

Türk Ceza Kanunumuza göre Basit Dolandırıcılık Suçunun Cezası 1 yıldan 5 yıla hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Nitelikli Dolandırıcılık Suçunun Cezası ise 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Türk Ceza Kanunumuzda Nitelikli Dolandırıcılık Suçunun failine daha fazla ceza verilmesi gereken haller de mevcuttur.

Günümüzde internetten yapılan alışverişler oldukça artmıştır. Bununla beraber internetten yapılan online alışverişlerde dolandırıcılık da artmıştır. Özellikle sosyal medya siteleri üzerinden ve araç-alım satımının da yapıldığı sitelerden yapılan alışverişlerde yapılan dolandırıcılıklara karşı vatandaşlarımız dikkatli olmalıdırlar.

Yapılacak banka üzerinden ödeme işlemlerinde de işlemin satış mı borç mu olduğu hususunun açıklama kısmına yazılması büyük önem taşımaktadır.
Kurucu avukatımız Avukat Zafer Kaçar, CemTV’de dolandırıcılık suçu ve tüketici haklarının konu edildiği Ortak Payda programında Aslı Kahveci’nin konuğu olmuştur.

📌Türk Borçlar Kanunu’nun 350/1-3 maddesinde ihtiyaç nedeniyle tahliye davası düzenlenmiştir. Buna göre:

…belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası açılabilmesi için öncelikle ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekmektedir. Devamlılık arz etmeyecek ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açılamaz. Yine henüz olmamış yahut olması uzun süre alacak olan ihtiyaç bakımından tahliye söz konusu olmayacaktır.

İhtiyaç talebinin davanın açıldığı esnada bulunması yeterli değildir. Dava devam ederken de ihtiyaç olgusunun devamı gerekir.
Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen gereksinim sebebiyle tahliyede, tahliye sebebinin samimi ve zorunlu olması beklenir. Yargıtay’ın içtihatlarında da samimi ve zorunlu beklenen tahliye sebepleri kiraya verenin de kirada oturması gibi ağır nitelikteki sebepler bulunmalıdır.
İçinde kiracı olan bir ev satın alındıysa kiracıyı evden çıkarmak için usuli gereklilikler bulunmalıdır. Öncelikle evi satın alan kişi tapunun devir alındığı tarihten sonra en geç bir ay içerisinde kiracının evi tahliye etmesi için ister kendisi, isterse bir avukat aracılığıyla noterden ihtarname göndermelidir.

İhtarname gönderildikten sonra kiracı 6 ay içinde evi boşaltmalıdır. Aksi taktirde kiracı dava yoluyla tahliye edilebilecektir.
Kurucu avukatımız Avukat Zafer Kaçar, CemTV’de dolandırıcılık suçu ve tüketici haklarının konu edildiği Ortak Payda programında Aslı Kahveci’nin konuğu olmuştur.

📌Kiraya veren veya malik kira tespit davası açabilir. Kira sözleşmesinin sona ermesinden önce ihtar veya dava dilekçesinin davalı kiracıya tebliğ edilmesi gerekir. Buna uyulmazsa, mahkemece tespit edilen kira, bir sonraki kira döneminden itibaren geçerli olacaktır. Kanunda belirtilen süre içinde ihtar gönderilmişse, dönem sonuna kadar dava açılabilecektir. Kira sözleşmesinde kira artışına ilişkin özel şart varsa, bu şart yenilenen ilk dönemde tarafları bağlar; yani yenilenen ilk dönemde bu şarta göre kira artışı yapılır. Yine sözleşmede her yıl kiranın artacağına ilişkin özel şart varsa, ihtarname çekmeye gerek yoktur. Dönem sonuna kadar her zaman dava açılabilir.
 
Türk Borçlar Kanununa göre kira sözleşmesinin on yıllık uzama süresinin sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir neden göstermeksizin kira sözleşmesini feshedebilir.
Bu kanun hükmü kiraya verenin mülkiyet hakkı ile doğrudan ilgili olduğu için emredici niteliktedir ve bu nedenle fesih hakkını ortadan kaldıran sözleşme hükümleri geçersizdir.

Bir yıllık bir kira sözleşmesinde ise 10. uzama yılını izleyen ilk uzama yılının sonunda yani 12. yılın sonunda kiraya veren fesih bildiriminde bulunabilecektir.

On yıllık uzama dönemi dolsa da kiraya veren her zaman kiralananın tahliyesini talep edememektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesine göre kiraya veren, on yıllık uzama süresinden sonra izleyen her yıl için yıl bitiminden en az üç ay önce fesih bildiriminde bulunmadığı sürece sözleşme uzayacaktır. Kiracıya yapılan fesih bildirimi uzama yılının bitimine üç aydan az bir süre kala kiracıya ulaşır ise, fesih beyanı bir sonraki yıldan itibaren geçerli olacaktır.
Kurucu avukatımız Avukat Zafer Kaçar; Kahramanmaraş ve çevre illerde 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve binlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, tarifsiz acılara sebep olan yıkıcı depremler ve bu depremlerle beraber oluşabilecek hukuki sorunlar hakkında Cem TV’deki “Deprem Özel” yayınında bilgilendirmelerde bulunmuştur. Ülkemiz için bir gerçek olan depremleri ve kaybettiklerimizi hiçbir zaman unutmamak adına bu paylaşım kalıcı olarak yapılmıştır.

📌Kural olarak müteahhitler “gerekli özenin gösterilmemesinden” ve “ruhsata aykırı şekilde bina inşa etmesinden” doğan zararlardan sorumludurlar. Türkiye gibi deprem riskinin yüksek olduğu bir ülkede bu olgunun gerektirdiği kurallara uygun olarak yapılaşma gerekmektedir.
Müteahhidin cezai ve hukuki bir sorumluluğunun doğması için bu binayı kural ve kaidesine uygun yapmaması gerekmektedir. Bu kapsamda müteahhitler; kolon ve kirişlerin bağlantısında sorun olması, beton kalitesinin düşük olması, yıkanmamış deniz kumu kullanılması, kolonların gereğinden fazla kısa olması yahut ucuz işçilik gibi sebeplerle meydana gelecek tüm hasarlardan sorumlu olacaktır.
Yüksek mahkeme deprem sebebiyle meydana gelen hasarlarda haksız fiil sorumluluğunu kabul etmekte ve sorumluluk açısından da müteselsil sorumluluğu kabul etmektedir. Bu da binanın müteahhidi ile proje müellifinin, hasarın meydana gelmesindeki kusur oranlarına bakılmaksızın oluşan zararın tamamından sorumlu olacakları anlamına gelmektedir.
Cezai sorumluluk açısından ise yapı uygun şekilde yapılsaydı hiç doğmayacak bir yaralama veya ölüm meydana gelirse müteahhit taksirle öldürme ve yaralamadan sorumlu olacaktır. Burada müteahhidin gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kusurlu bir davranışı ile öngörülemeyecek şekilde başka bir kimsenin hayatına son vermesi veya yaralaması durumu söz konusu olacağı için “Taksirle Ölüme Neden Olma” ve “Taksirle Yaralama” suçu oluşacaktır.

📌Ülkemizin büyük bir kısmı deprem bölgesinde bulunduğundan depremin önlenmesi mümkün olmasa bile nerelerde deprem olabileceği öngörülerek idarece gerekli önlemler alınarak zararın minimuma indirilmesi sağlanabilir. Aksi durumda idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğuna gidilebilecektir. Danıştay 11. D., 20.06.2007 tarih, 2005/1353 E., 2007/6248 K. sayılı kararında deprem kuşağında yer alan bir bölgede yürütülen faaliyetlerde idarenin depreme karşı hazırlıklı olması gerektiğini ve idarenin bu konuda gerekli çalışmaları, araştırmaları, kontrolleri, denetlemeleri yapmadığı takdirde mücbir sebebe dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağını açıkça belirtmiştir.  #müteaahit #deprem #sorumluluk #danıştay
Kurucu avukatımız Avukat Zafer Kaçar; Kahramanmaraş ve çevre illerde 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve binlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, tarifsiz acılara sebep olan yıkıcı depremler ve bu depremlerle beraber oluşabilecek hukuki sorunlar hakkında Cem TV’deki “Deprem Özel” yayınında bilgilendirmelerde bulunmuştur. Ülkemiz için bir gerçek olan depremleri ve kaybettiklerimizi hiçbir zaman unutmamak adına bu paylaşım kalıcı olarak yapılmıştır.

📌Deprem nedeniyle oluşan zararların tazminine ilişkin davalarda, zamanaşımı başlangıç tarihi deprem tarihi olarak kabul edilecektir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
Esas Numarası: 2003/4-603
Karar Numarası: 2003/594
Karar Tarihi: 22.10.2003

Görülmekte olan dava, 28.10.1999 günü, yani, zararın varlığının ve zarar verenin kim olduğunun davacı tarafından öğrenildiği deprem tarihinin üzerinden bir yıllık süre geçmeden açılmıştır. Dolayısıyla, zamanaşımı gerçekleşmemiştir.

Yargıtay’ın bu konudaki uygulaması da, deprem nedeniyle oluşan zararların tazminine ilişkin davalarda, zararın öğrenildiği tarihin, dolayısıyla, evleviyetle o zararın ortaya çıktığı deprem tarihinin zamanaşımı sürelerine başlangıç olarak alınması gerektiği yönündedir (Örn.HGK .nun 04.06.2003 gün ve 2003/4-400-393 sayılı kararı) .

Diğer yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, 17 Ağustos 1999 tarihli depreme ilişkin bir ceza davasında, TCK. nun 383/2. maddesinde düzenlenen suçun, binanın tamamlandığı (Yapı kullanma izin belgesinin alındığı) tarihte değil, binanın deprem sonucunda yıkıldığı anda işlenmiş sayılması gerektiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Davalıya atfedilen haksız fiilin, aynı zamanda cezayı da gerektiren bir fiil niteliği taşıdığı, dolayısıyla, söz konusu Y.C.G.K. kararının, eldeki davaya konu haksız fiil yönünden de geçerli bir saptamayı içerdiği kuşkusuzdur.
Belirtilmelidir ki, hem haksız fiil olarak tazminat borcunu, hem de suç oluşturması nedeniyle cezayı gerektiren bir fiilin, medeni hukuk ve ceza hukuku açısından farklı tarihlerde işlenmiş (tamamlanmış) sayılmasını haklı gösterebilecek herhangi bir hukuksal gerekçe mevcut olamaz. Yine, B.K. nun 60/2. maddesindeki uzamış zamanaşımı kuralını öngören hükmün, ceza zamanaşımı gerçekleşmiş olmadıkça, hukuk davasının zamanaşımına uğramasını önleme amacını güttüğü de, 1 ve 2. fıkraların sıralanış biçiminden açıkça anlaşılmaktadır. O halde, aynı zamanda suç da oluşturan, eldeki davaya konu haksız fiile ilişkin ceza zamanaşımı gerçekleşmedikçe, ona dayalı tazminat isteminin zamanaşımına uğraması da hukuken mümkün olmayacaktır. Bu yönüyle de, somut olayda dava zamanaşımının gerçekleşmemiş olduğunun kabulü zorunludur.  #deprem #zamanaşımı
Kurucu avukatımız Avukat Zafer Kaçar; Kahramanmaraş ve çevre illerde 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve binlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, tarifsiz acılara sebep olan yıkıcı depremler ve bu depremlerle beraber oluşabilecek hukuki sorunlar hakkında Cem TV’deki “Deprem Özel” yayınında bilgilendirmelerde bulunmuştur. Ülkemiz için bir gerçek olan depremleri ve kaybettiklerimizi hiçbir zaman unutmamak adına bu paylaşım kalıcı olarak yapılmıştır.

📌7418 Sayılı Kanun’un 29. maddesi ile dezenformasyon konusunda Türk Ceza Kanunu’na eklenen 217/A maddesi yerbilimcilerin bilimsel öngörülere dayalı tahminlerini sınırlayıcı olmamalı ve cezai tehdit olarak da kullanılmamalıdır.

MADDE 217/A- (1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin
iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
(2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi
hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”

Prof. Dr. Naci Görür; Ekim 2022’de yaptığı açıklamasında:
“Bu yasa bir bakıma doğruluğu kanıtlanamayan ancak halkı korku, panik ve karmaşaya sürükleyen haberleri yapan ve yayan insanların 1-3 yıl hapsini istiyor. İşin siyasi yönü beni ilgilendirmez ama, böyle bir yasa özellikle yerbilimci bilim insanları için son derece tehlikeli. Bu bilim insanlarının özellikle depremle ilgili uyarı ve öngörüleri çoğu kez kimi çevrelerce korkutucu ve panikletici olarak algılanıyor. Üstelik bilim insanlarının uyarılarını somut olarak kanıtlaması da mümkün değil. Bu yasayı çıkartmak isteyenler umarım işin bu yönünü düşünmüşlerdir. Unutmayın ki, 1999 17 Ağustos depreminden sonra ‘Düzce’ye dikkat edin’ diye 3 ay önceden bağıran bilim adamları bir bakıma bu kentin depreme gafil avlanmasını önlemiş ve binlerce can kurtarmışlardır. Çıkacak bu yasa ile bazı kötü niyetli ve bilim dışı zihniyetler, ‘halkı korku ve paniğe sevk ediyorlar’ diye bilim insanlarını hapse göndermek isteyebilirler. Deprem konusunda halkı bilinçlendirme ve bilgilendirme konusunda yıllarını vermiş bir bilim adamı olarak siyasileri uyarıyorum. Umarım sesimi duyarlar.”

❗Dipnot: Yayın, depremlerin olduğu 06.02.2023 tarihli CemTV‘deki “Deprem Özel” programında gerçekleştirilmiştir. Yayının tamamına https://youtube.com/watch?v=iqpJ0z7XJ3o&feature=shares adresinden ulaşabilirsiniz.

https://www.hukukihaber.net/devlet-memurlarina-verilen-disiplin-cezalarinda-savunma-hakki

https://www.hukukihaber.net/koruma-ve-uzaklastirma-tedbiri-kararlari-ile-kaldirilmasi

https://www.hukukihaber.net/bir-kisi-adina-sahtefake-hesap-acilmasi-suc-teskil-etmekte-midir-1

https://www.hukukihaber.net/hukukumuzda-yeni-is-arama-izni